The Matrix Serisi Hayranlarının Seveceği 10 Film Önerisi
Makale

The Matrix Serisi Hayranlarının Seveceği 10 Film Önerisi

The Matrix serisi birbirinden başarılı 3 filmi ve bir de animasyonu ile kendine oldukça büyük ve sevilen bir evreni yaratmış durumda. The Matrix serisi, çağımızın en çok üzerinde konuşulan, teoriler üretilen bilim kurgu/Cyberpunk film serilerinden biri olmayı da başarıyor. Bu başarıyı da büyük ölçüde yaptığı varoluşsal tartışmalar, gerçeklik üzerine teoriler ve tüm bunları göze hitap eden görsellerle anlatmasına borçlu oluyor.

Doğal olarak tüm bu tartışmalar The Matrix ile birlikte doğmadığı için sinema dünyasında The Matrix serisi benzeri olayları işleyen ve The Matrix’e ilham olan filmler bulunuyordu. Bu içeriğimizde hem The Matrix serisine ilham olan, hem de seriden ilham alan bazı filmleri sıralıyor ve yakından inceliyoruz.

Isaac Asimov’un aynı isimli, şu an yürütülen yapay zeka ve robot araştırmalarında kural olarak belirlenen üç maddeyi içeren dünyaca ünlü bilim kurgu romanından uyarlanan I, Robot; The Matrix evrenine oldukça benzer bir evrende geçiyor. Tıpkı Matrix gibi Cyberpunk havasına sahip olan filmde, insanlar ve robotlar bir arada yaşıyorlar.

Tabii bu bir arada barış içinde yaşam durumu fazla uzun sürmüyor. Bir hizmetçi robotun cinayet işlemesiyle koca bir topluluk kaosa sürükleniyor. Bu olaylar size bir yerden tanıdık geliyorsa bağlantıyı kurabilirsiniz, çünkü The Matrix evreninde de robotlar ve insanlar bir zamanlar barış içerisinde yaşıyordu; ta ki bir robot sahibini öldürene kadar...

The Matrix serisi filmlerine oldukça benzer bir atmosferde geçen 9, konusu itibarıyla da Matrix filmlerine bir hâyli yakınlık gösteriyor. Yakın bir gelecekte geçen 9, tıpkı Matrix gibi insan-makine savaşı sonucunda yıkımın eşiğine gelen bir dünyayı konu ediniyor. Bu dünyada insanlar neredeyse yeryüzünden silinmek üzeredir. İnsanlığın kaderi ise akıllı makinelerin yaratıcısı tarafından canlandırılan 9 adet bez oyuncağa  bağlıdır.

Matrix serisinin ana ilham kaynaklarından olan Simulacron-3 isimli kitaptan uyarlanan The Thirteenth Floor, The Matrix ile aynı yılda çıkış yapmıştır ve yine Matrix ile en çok karşılaştırılan bilim kurgu filmlerinin başında gelir. Hatta 2000 yılında iki filmde En İyi Bilim Kurgu Filmi ödülüne aday olarak gösterilmişti. Sona kalan iki filmden ödülü olan ise The Matrix oldu.

Simulacron-3 kitabına bakacak olursak, 1964 yılında çıkan bu kitapta oldukça Matrix benzeri bir konu işleniyor, çünkü Simulacron-3 tıpkı Matrix gibi sanal bir dünyadır ve içerisinde olan her şey kodlardan ibarettir. The Thirteenth Floor filmi de bu dünyanın nasıl yaratıldığını bizlere anlatıyor ve gerçeklik algımızı film boyunca sorguluyor.

Equilibrium, ilk bakıldığında atmosferi bakımından sanki bir "Matrix devam filmi" gibi duruyor. Filmde kullanılan renkler, kostümler ve hatta konusunun bir kısmı bile Matrix’e bir hâyli benziyor. Bu bakımdan filmin, özellikle Matrix serisi filmlerinden çok etkilendiği belli oluyor.

Yakında gelecekte geçen filmde ise tıpkı Matrix evreninde olduğu gibi halklar ve topluluklar, haberleri bile olmadan bir illüzyonun içerisinde yaşıyorlar. Bunu sağlamak için de herkes günlük belirli dozda duyguları körelten ilaçlar alıyor. Bir gün bir doz ilacı almayan John Preston ise bu tabiri caizse rüyadan uyanarak özgürlüğünün peşine düşüyor.

Henüz sanal gerçeklik hayatımızda bir yer edinmemişken bile sanal gerçekliği oldukça başarılı ve doğru şekilde yansıtan, efsanevi bilim kurgu yazarı Philip K. Dick’in “We Can Remember It for You Wholesale” hikâyesinden uyarlanan Total Recall, yine yakın gelecekte geçiyor ve konusu bakımından The Matrix filmleriyle benzerlikler gösteriyor.

Cyberpunk temalı Total Recall filminde, yakında gelecekte yaşayan bireyler artık gerçekten tatil yapmak yerine beyinlerine yerleştirilen sanal hatıralar ile tatil yapıyorlar. Filmdeki karakterimiz ise Mars’a bir casusluk görevine gittiği hatırayı seçiyor. Fakat simülasyonun ortasında gerçekten Mars’a giden bir casus olduğunu sanmaya başlayan Quaid, kendini gerçekle sanalı ayırt edemediği bir dünya içerisinde buluyor.

Philip K. Dick’in aynı isimli öyküsünden uyarlanan bir diğer bilim kurgu filmi olan Minority Report, atmosferi bakımından The Matrix rüzgarları estiren bir film olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı Matrix gibi bir distopyada geçen filmde Tom Cruise, geleceği görerek suçluları suç işlemeden yakalayan bir polisi canlandırıyor.

Fakat bu teknoloji kısa sürede kendisine karşı dönüyor ve birkaç gün içerisinde hiç tanımadığı bir adamı öldüreceğini görüyor. Bu durumu düzeltmek ve kendini kurtarmak için çabalayan Anderton (Tom Cruise), bir süre sonra gerçekliğin ucunu kaçırmaya başlıyor.

Sinematik açıdan Matrix çekimlerinde Wachowski Kardeşleri en çok etkileyen ve Matrix’e ilham veren filmlerin başında Dark City geliyor. Her ne kadar Matrix’in gölgesinde kalarak hak ettiği değeri görmese de Dark City, eğer Matrix serisi filmlerin hayranıysanız mutlaka izlemeniz gereken bir film.

Filmde Rufus Sewell’in canlandırdığı karakter John Murdoch, neredeyse tamamen hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanıyor ve yaşadıklarını birleştirmeye ve hatırlamaya çalışıyor. Karanlık bir distopik dünyada geçen Dark City; kendini fark etme, gerçeklik nedir? ve kimlik/hatıra gibi oldukça derin konuları işliyor.

Bu şirin mavi yaratıkların Matrix ile ne alakası var? diyorsanız, filmin sunduğu en önemli noktalardan birini kaçırmışsınız demektir. Avatar, tıpkı Matrix gibi gerçeklik nedir? sorusuna yakından bakan bir yapım. Yakın bir gelecekte karanlık bir distopyada geçen Avatar’da, karakterlerin gerçek sandıkları şeylerin aslında bir illüzyon olabileceğini ve gerçeklik algısının değişkenliğini izliyoruz.

The Matrix serisinin ortaya çıkmasına büyük katkılarda bulunan bir diğer film ise Ghost in the Shell oluyor. Aynı isimli mangadan uyarlanan bu anime filmde, makineler ile insanlar iç içe yaşıyorlar, tıpkı Matrix’te olduğu gibi.

Atmosfer, dünya yaratımı ve çekimler bakımından Wachowski Kardeşlerin kare kare çalıştığı Ghost in the Shell, Matrix serisi filmlerinin nasıl görüneceğini büyük ölçüde belirlemişti. Eğer Matrix serisinin özellikle yarattığı atmosferi ve dünyayı seviyorsanız, Ghost in the Shell izleme listenizin ilk sıralarında olmalı. Ayrıca anime sevmiyorsanız, Ghost in the Shell’in 2017 yılında çekilmiş bir filmi de bulunuyor. Fakat bu film genel olarak pek beğenilmiyor. Filmin IMDb sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

İş gerçekliği sorgulamak olunca, neyin gerçek neyin sanal veya rüya olduğunun takibini kaybettiğimiz Inception; ilk akla gelen filmlerden biri oluyor. Gerçeklik algılarını tıpkı Matrix filmleri gibi derinden sarsan Inception, yakın bir gelecekte geçiyor ve Matrix gibi distopik bir dünyaya sahip. Tabii bu dünya Matrix’te olduğu gibi ekstrem Cyberpunk öğelerine sahip değil.

Fakat atmosferden ziyade belirttiğimiz gibi bu filmi Matrix-vari yapan en önemli unsur gerçeklik algınızı yerle bir etmesi. Farklı gerçekliklerin olabileceğini Matrix gibi farklı yollarla anlatan Inception, yine Matrix gibi bize kesin sonuçlar sunmuyor. Yine filmin sonunda çıkarımlar yapmak, bizim hayal gücümüze kalıyor. Bu bakımdan da Inception, Matrix serisine bir hâyli benziyor.

Eğer The Matrix serisini aklınızdan çıkaramıyor ve Matrix evrenine dâir hemen hemen her şeyi öğrenmek istiyorsanız, The Animatrix tam size göre. Matrix evreninde, ilk filmin öncesindeki insan-makine savaşından üçüncü filmin ortalarına kadar olan birçok olayı anlatan The Animatrix, dördüncü film çıkana kadar üzerine düşünecek daha çok konu verebilir.

Eğer Matrix evreninin kökenini ve Neo’nun hikâyesi dışında Matrix’te ne gibi maceraların yaşandığını görmek istiyorsanız, The Animatrix bilgi açlığınızı geçirmenize büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

The Matrix serisi, ilk filmin üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen hâlâ aklımızı kurcalayan ve üzerinde saatlerce konuşabileceğimiz filmlere ev sahipliği yapıyor. The Matrix 4’ün de kesinleşmesiyle beraber, üçüncü filmin sonunda atılan birçok teori yeni bir boyut kazanmış oluyor ve film hakkındaki tartışmalar bunca yılın ardından hâlâ devam ediyor. Sizler Matrix serisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Kendi film listenizi ve görüşlerinizi bizlerle yorumlar kısmından paylaşabilirsiniz.




Programcı Hakkında

Umut ÇANĞA

1992 Yılında İstanbul'da doğdum. Lisede Web Tasarım ve Programlama bölümünü başarılı bir şekilde bitirdim. 2011 Yılı Süleyman Demirel Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü mezunuyum.



Yorumlar

Yorum Yok

Yorum Bırak

Scroll to Top